Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği

Antakya, kültürel çeşitliliğin başkenti…

Antakya, tarihsel dokusuyla günümüzde sadece inanç turizminin değil, doğa ve kültür turizmlerinin, gezginlerin, antropologların, kısaca herkesin ilgisini çekecek özelliklere sahip. Bu yörede nereye bakarsanız bakın bir başka medeniyetin izlerini bulursunuz.

Şehri ortadan ikiye ayıran Asi Nehri, sanki eski ile yeniyi, doğu ile batıyı, birbirinden hem ayıran hem de yakınlaştıran bir sınırdır. Coşkun akışıyla buradaki tarihin canlı tanığıdır. Asi’nin yanında göreceğiniz defne ağacı ise, Antakya’nın ruhu, simgesidir. Dafne ve Apollon hikayeleriyle şekillenen bir mitolojik geçmişe sahip olan Antakya Türkiye’de mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir.

UNESCO BARIŞ KENTİ

Türkiye’nin kültür başkenti olan Antakya, Türkiye Cumhuriyeti’nin en kozmopolit kentlerinden birisi. Çok uzun bir süre boyunca bir arada yaşamayı öğrenmiş, etnik kökenleri, dinleri farklı birçok topluluğa ev sahipliği yapan bu kent geçtiğimiz yıllarda UNESCO Barış Kenti seçilmiştir. Çok kültürlü yapısını tarih boyunca korumuş olan ilde aynı ulusa mensup birden fazla dini cemaat bulunmaktadır. En büyük nüfusa sahip Alevi Araplar ve Sünni Türklerin yanında, Alevi Türkler, az da olsa Sünni Araplar, Hıristiyan Ortodoks ve Hıristiyan Protestan Araplar, Maruni Araplar, Ermeniler, Yahudiler ve diğer küçük topluluklar Hatay’ın çok kültürlü yapısının dinamiklerini oluşturuyorlar.

İnsanlığa gönderilmiş bir müjdeci: Habibi Neccar Cami Antakya’da dinler tarihi açısından ilginizi çekecek mekanlardan biri Habib-i Neccar Cami. Caminin Anadolu’da inşa edilmiş ilk cami olduğu söyleniyor. İlk defa Memluk Sultanı Baybars döneminde eski bir tapınağın yerine inşa edilen caminin iç avlusunun ortasında taş bir sütun duruyor. 17. yüzyılda Osmanlılar’ın tekrar inşa ettiği caminin kapı üzerindeki levhadan 1855 tarihinde yeniden inşa edildiğini öğreniyoruz.