Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği

Turizmizah ya da Turizmi İzah-2

TUYED üyesi A. Süha Uyar’ın mizah romanı -öykü tarzındaki “Turizmizah ya da Turizmi İzah-2” adlı eseri, Urzeni Yayıncılık tarafından hazırlanarak piyasada 287 sayfalık kitap olarak satışa sunuldu. Üyemiz Uyar’ı kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz.

A.Süha Uyar “Turizmizah ya da Turizmi İzah-2” adlı kitabının tanıtım bölümünde şu yazılara ver veriyor: “Aslında öncelikle turizm çalışanları sonra da turistler için bu kitaptaki hikâyeler hiç de yabancı olmasa gerek. Bunlara benzer daha nice olaylar gelmiştir başlarına. Kimileri her fırsatta anlatır amma zamparalık olayları vardır ki kimileri gerine gerine anlatır, kimileri ise hane komutanı korkusuyla oto sansür uygular ve çapkınlık hikâyelerini anlatmak istese de anlatamaz.

Serde gazetecilik olduğu için ben yaşadıklarımı da duyduklarımı da yazdım. Yasaksız yazarak anlatması benden, okuyup keyif almak sizden. Gökten üç pişmiş yasak düştü, yasak koyanların başına. Yasaktı değildi derken, dünyada yasağın en bol olduğu ülkelerin başında gelenin güzel memleketimizin olduğunu yedi düvel bildiği gibi dişi, erkek tüm milletim ve dört ayaklı arkadaşlarımız da gayet iyi bilir.”

 

 

Sevgili dostum Prof.Şaban Ali Yaşaroğlu anısına ilk kitabım Turizmizah’dan.
GEREK hükümetlerde gerek bakanlıklarda gerekse özel sektörde kendisini yanlışları düzeltmeye, insanları bilinçlendirmeye, Türkiye’ye ve Türk Milletine adamış çok düzgün, çok dürüst insanlar da var. Bu isimlerden biri de Prof. Şaban Ali Yaşaroğlu.Yaşaroğlu hocamın çağrısı ile ‘Karadeniz’in Turizmde Yol Haritası’ isimli bir panele katılacaktım.

* * *

Çayeli-Rize
10.Ağustos.2003

TURİZM DERSİ

‘Karadeniz’in Turizmde Yol Haritası’ paneli, Rize ilimizin şirin ilçesi Çayeli’nde düzenlenmişti. En üst katında konakladığım Grand Çavuşoğlu Oteli’nin sabah kahvaltısı salonuna inmek için asansöre yöneldiğimde, aynı katta kalan seyahat arkadaşım Prof.Şaban Ali Yaşaroğlu ile karşılaştım.
Şaban hoca Ardeşenli.Turizm hayatına İstanbul’daki Tokatlıyan Oteli’nde komi olarak başlamış. Hem çalışmış, hem okumuş. Sonunda profesörlüğe kadar yükselmiş. İstanbul Üniversitesi turizm bölümü kurucusu ve Başkanı olmuş çok değerli bir insan. Şirin mi şirin, nüktedan mı nüktedan. Pek sık olmasa da kızdığı zamanlarda bile boncuk mavisi gözlerinin içi her daim gülen hoca, Cumhuriyet Halk Partisi ileri gelenlerinden olması bir yana, gerçek sosyal demokrat yapısı ile çağdaş bir insan.
Nüktedan dedim ama, Şaban Hoca’nın nüktedan olmak için özel bir gayret sarf etmesi için hiç mi hiç gerek yok. Karadeniz ile İstanbul şivesi karışımı konuşmasını süsleyen bilim dili apayrı bir özellik veriyor Şaban Hoca’ya. Hatta o konuşurken ilk defa tanıyıp dinleyenler çok güzel Türkçe konuşan bir Alman veya Amerikalı düşüncelerine yanıt almak için yanındakilere,
“Hoca hangi milliyetten.?” diye sorduklarına çok kez şahit olmuşumdur. İşte bu hocam ‘Karadeniz’in Turizmde Yol Haritası’ panelini düzenliyordu.
Asansör kapısına yaklaşırken selamladım Şaban beyi
“Günaydın hocam.”
“Günaydin, günaydin, günaydin nasilsın, eyi uyudun mi, dinlenebildun mi?”
“Allaha şükür hocam, sağol.” derken asansör geldi. Bindik. Bir alt katta durdu asansör ve siyah renk takım elbiseli kravatlı gençten bir delikanlı,
“Günaydin” diyerek bindi asansöre.
Bizde “Günaydın” dedik. Günaydin deyişi ve yüz yapısı ile Karadenizli olduğu derhal anlaşılan adam asansöre biner binmez genelde herkesin yaptığı gibi gözlerini asansörün hareketlerini gösteren panoya kaldırdı, katları sayıyor…Hoca bir bana baktı bir adama. Sonra yüzünü ekşiterek tekrar bana baktı ve adama dönerek.
“Bak asansorde karşilaştiğun muşterilere hatir sormayi bilepilecek kadar turizmi oğrenmişsın.
Bu çok eyi bişey.” Şaban Hoca o ışıl ışıl masmavi gözleri ile adamı tepeden tırnağa süze süze konuşmağa devam etti.
“Gömleğun tertemiz, eyi. Kiravatun düğumu eyi bağlanmiş, uzunluğuda gayet eyi. Pantulinun utüsüde tastamam.”
Adamı sağ kolundan tutup hafifçe sol yanına çevirerek,
“Evet ceketune baktuğumuzda onda da leke meke yok. İşte bunlar hep arti puanlar. Ayrica ayakkabilarunun cilasida eksuk deyil.”
Hoca bana dönerek,
“Ne dersun Süha beyciğum sen eski turizmcisin, haksiz miyum, tüm bunlar arti puanlar deyilmi?”
Ben ‘haklısınız hocam’ demeye hazırlanırken… Şaban hoca tekrar adama döndü.
”Ha bak hemşerum, bişey daha var.Saç tiraşunda eyi.Ense, kulak gayet yerinde.”
Adam böylesine incelenmekten ve eleştirilmekten rahatsız bir şekilde kıpırdanıp iç çekerken, ben, asansörün bir an evvel lobiye inmesi için adam duaya başladı diye içimden geçiriyordum. Adam öyle bir hale geldi ki şimdi Hoca’ya Allah ne verdiyse giydirecek veya tırnak muayenesi için ellerini de hocaya uzatacak derken, Hoca, adamın vücudunda yaptığı tarihi ve arkeolojik gezisinin sonuna gelmiş olacak ki,
“Bak,” dedi adama.
Adam bir hocaya baktı bir bana. Kara renkli olsalar, adamın gözlerinde belki de lahavle ve la kuvvete tebeşirle yazılmış gibi okunacak, ama onunda Karadenizli gözleri Şaban Hoca’nınkiler gibi masmavi.
Hoca devam etti değerlendirmesine,
“Bak şimdi kulağunu eyicene aç, beni tikkatle dinle. Bütün bu artilarinin yaninda çok büyyyük iki tane eksi puanın var ki tüm artilari elinin tersiyle bi kenara atti ve ne oldi? Artilarin tümü birden yok oldi duştun eksiye. Bak birinci eksik, yakanda beç yok. Beç nedir dersen, isminin yazıli olduğu ve yakaya takilan isimlik. İkinci eksikliğune gelince, işte bu eyicene mühim olani…”
Hocam bunu böylerken sağ eli ile adamın yanağını tuttu, hafifden sündürdü ve
“Nedur bu sakal, ha!? Hiç yakişiyor mu? Sabah sabah muşterilere asansorde merhaba demeyi bileysun da niçun tiraş olmiyorsun.? Hiç bu sakalla servise çikilur mi? Çok ayip. Bir daha tiraş olmadan otelden içeri adumini atma. Bak, otel sahibi Alibey Çavuşoğli yakinumdur, arkadaşım olur, eyi bilirim bu konularda çok da tituzdur. Sonra koyuverir adami kapinun onune.”
O sırada asansör lobiye inmiş, kapı açılıyordu. Şaban Hoca son bir defa adama döndü.
“Soyle bakayım, sen otelin hangi bolümünde çalişiyorsun, görevun nedur?”
Adam derin bir iç geçirdikten sonra ağır ağır cevap verdi:
“Beyefendi ben bu otelde personel değil, muşteriyim. Karadeniz otoyolunda muhendisim. Allah işinuzu rast getirsun. Sizlere iyi günler,” dedi ve döndü kahvaltı salonuna doğru yürüdü, gitti.
Hocamın pembemsi renkli yanakları kırmızıya dönüşürken alt dudağını ısırdı, bir an öyle kaldı. Ben zaten çoktan gülmeğe başlamıştım.
Şaban Hoca hiç altta kalır mı?
“Olsun be Süha beyciğim. Otel personeli olmasa da muhendis te olsa başka bişey de olsa yine ben haksiz değilim. Hadi, madem otelde çalişmiyor yakasında isimlik olmaması konusunda adam hakli. Diyecek bişey yok. Ama sakal konusunda ben hakliyim. Hem ayrica kiyafeti de personele benziyordu. İşte o beni şaşurtti.”
Kahvaltı salonunda adamcağız kendi kendine ‘yahu ne olur ne olmaz, Hoca gelir, çatal oyle mi tutulur, yumurta boyle mi kırılır, çay oyle mi içilir, gitti puanların,’ der diye düşünmüş olacak ki bizden mümkün olduğunca uzak bir masaya Şaban hocamla göz göze gelmemek ve yemek yiyişini de bizden gizlemek için olsa gerek bize sırtını döndü, oturdu.
Adamın görev tanımında küçük bir yanlışlık yapmıştık. Doğruyu öğretmeye çalışırken yapılan böyle yanlışlığa can kurban.
UNUTULMAZ İNSAN SEVGİLİ HOCAM NUR İÇİNDE UYU